HİLELİ VE TAKSİRLİ İFLAS SUÇLARI

Türk Ceza Kanunu’nun “Malvarlığına Karşı Suçlar” başlıklı onuncu bölümü altında düzenlenen hileli iflas ve taksirli iflas suçları; ticari yaşamın güvenliğini, alacaklıların haklarını ve ekonomik düzeni korumayı amaçlayan, neticesinde mağdurların ciddi finansal zararlara uğradığı mülkiyet temelli suç tipleridir. Bu iki suç kategorisi arasındaki en temel fark, failin eylemi gerçekleştirirken sahip olduğu kusur yeteneği, yani kast ve taksir ayrımıdır. Hileli iflas suçunun oluşabilmesi için failin bilerek ve isteyerek alacaklıları zarara uğratma iradesi (kast) mutlak şart iken; taksirli iflas suçunda tacir olmanın yüklediği objektif dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlal edilmiş olması ceza sorumluluğu için yeterli kabul edilmektedir.

Her iki suç yönünden de fail hakkında cezai işlem yapılabilmesi ve cezalandırma yoluna gidilebilmesi için, ticaret mahkemeleri tarafından fail hakkında verilmiş kesin bir “iflâs kararı” bulunması nesnel bir cezalandırılabilme şartıdır.

Hileli İflas Suçu (TCK m. 161)

Türk Ceza Kanunu’nun 161. maddesinde hüküm altına alınan hileli iflas suçu; borçlunun malvarlığını hileli işlemlerle suni olarak eksiltmesini yaptırıma bağlar. Yasa hükmü uyarınca, alacaklıların haklarını zarara uğratmak amacıyla hileli tasarruflarda bulunan şahsın, bu eylemlerinden önce veya sonra iflasına karar verilmiş olması durumunda, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı düzenlenmiştir.

Kanun maddesinin (a-d) bentlerinde hileli iflasın varlığına delil teşkil eden eylemler kazuistik olarak şu şekilde sıralanmıştır:

    • Alacaklıların alacaklarına teminat oluşturan taşınır veya taşınmaz malların kaçırılması, gizlenmesi yahut değerinin kasıtlı olarak düşürülmesi.

    • Malvarlığını azaltmaya yönelik gizli tasarrufların adli veya mali makamlarca saptanmasını engellemek amacıyla, tutulması zorunlu ticari defter, kayıt ya da belgelerin gizlenmesi veya imha edilmesi.

    • Gerçekte herhangi bir borç veya alacak ilişkisi bulunmadığı halde, muvazaalı şekilde borçları artıracak nitelikte sahte belgeler tanzim edilmesi.

    • Hakikate aykırı muhasebe kayıtları tutulması veya sahte bilançolar düzenlenmesi yoluyla şirketin aktif (malvarlığı) değerlerinin gerçekte olduğundan daha az gösterilmesi.

Malvarlığı Değerlerine El Konulması Usulü

Bu suçların işlenmesiyle elde edilen ekonomik kazançların takibi amacıyla muhakeme hukuku enstrümanları devreye girmektedir. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 128. maddesi uyarınca, bu suçlardan elde edilen her türlü hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerine el konulabilmektedir. Bununla birlikte CMK m. 248 hükmü tahtında, sanığın Türkiye sınırları dahilinde yer alan tüm mallarına, haklarına ve alacaklarına da el koyma tedbiri uygulanabilmektedir.

Taksirli İflas Suçu (TCK m. 162)

Türk Ceza Kanunu’nun 162. maddesinde düzenlenen taksirli iflas suçu, tacirin basiretli bir iş insanı gibi davranmaması neticesinde doğan bir suç tipidir. Yasa metnine göre; tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat, özen ve öngörü yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sebebiyle işletmenin iflasına yol açan kişi, hakkında iflas kararı verilmiş olması kaydıyla, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabilmektedir.

Tutuklama Yasağı Farkı

İki suç tipi arasındaki en somut usul farklarından biri de koruma tedbirlerine ilişkindir. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren hileli iflas suçunda şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilmesi hukuken mümkünken; CMK m. 100/4 hükmünde yer alan yasal sınırlandırma uyarınca, taksirli iflas suçunun yaptırım süresi üst sınırı dikkate alınarak adli süreçte tutuklama kararı verilmesi kesin olarak yasaklanmıştır.

Re’sen Takip ve Akrabalık İstisnası (Şikayet Şartı)

Genel kural uyarınca, gerek hileli iflas gerekse taksirli iflas suçları kamusal nitelik taşıdığından takibi şikayete bağlı değildir; Cumhuriyet Başsavcılıklarınca re’sen soruşturulur ve kamu davası ikame edilir.

Ancak bu kuralın istisnası Türk Ceza Kanunu’nun 167. maddesinin ikinci fıkrasında gösterilmiştir. Şayet suçtan başka bir üçüncü kişi zarar görmemişse ve fiil maddede sayılan şu yakın akrabaların zararına işlenmişse, suçun takibi şikayete tabi hale gelir:

    • Haklarında mahkemece verilmiş resmi ayrılık kararı bulunan eşlerden biri,

    • Aynı konutta ikamet etmeyen, birlikte yaşamayan kardeşlerden biri,

    • Aynı evde birlikte yaşamakta olan amca, dayı, hala, teyze, yeğen veya ikinci derecedeki kayın hısımları (kayınvalide, kayınpeder, baldız, kayınbirader vb.).

Belirtilen akrabalık ilişkilerinin varlığı halinde suçun takibinin şikayete bağlı kılınmasının en önemli pratik neticesi, 6 aylık hak düşürücü şikayet süresinin devreye girmesidir. Bu kapsamdaki yakınlarının eylemleri nedeniyle mağdur olan şahısların, fiili ve faili öğrendikleri tarihten itibaren altı ay içerisinde resmi şikayet dilekçesiyle savcılığa müracaat etmeleri kanuni bir zorunluluktur; aksi halde soruşturma hakkı düşer.